18 Ekim 2012 Perşembe

Sav mı aş?

İşte bazı şeyleri karamsar bir havada anlatmanın ümit vermeyeceğini, bunun bir anlamı olmadığını falan söyledi.Ben de ona bir daha ki savaşta çocukların ölmeyeceğini, kadınların bir daha tecavüze uğramayacağını,buzulların erimesinin 2 yıla kadar duracağını söyledim. Bilmiyorum ki kötüye kötü demenin zararını.Savaş kadar beni öfkelendirmese de bir çok konuya elimde çiçeklerle yaklaşmıyorum.Savunduğum şey olayların en berbat sonlarını göstererek çıkış yolunu anlatmak.Bu yüzden Pink Floyd'un Hey You şarkısına vurulmuştum. Önce duvarların varlığından bir haber bağırdım.Solucanlar beynine hücum ediyor.Fakat şarkı adam öldü beyler dağılalım şeklinde bitmiyor ki.Son yazımla tekrara düşeceğim üzgünüm...Birlikte dayanırız,ayrılırsak düşeriz diyerek bitiriyor.Bu umut değil de nedir? Karamsarsa karamsar evet.Şair burada gül bahçelerinden bahsetmiyor.Zaten umut etmek dediğin kötü durumlarda hissedeceğindir.Dünya b.ktan bir yer.Kimse benden bu manzarayı görüp de b.kun üstünde gülücükler saçarak kaymamı beklemez heralde. Ah ama insanlar... Manzara inkar edilerek güzelleşmez.Bunu anlamakta direnmeye devam eden ahmaklar... Çok oyun oynadığım için gerçekle hayali karıştırdığımı öne süren bu "anormal avcıları", belki daha fazla şiddet izlemiş olmama rağmen,savaşlarda ölen çocuklara boş gözlerle bakan zavallılar... Ben iğreniyorum.Ben bıktım.Medya tarafından eğitilmiş köpeklerden başka hiç bir şey olmayan bu yaratıklar...Vicdanı olmadığı için sirenlerle uyanıp,ekmek kuyruklarında açlıktan ölürken savaşın ne demek olduğunu anlayacaklar.Ve televizyona çıkıp karısının ve kızının tecavüz edildikten sonra gözlerinin önünde öldürüldüğünü anlatacak ruhsuz; bir sonraki sirenin çalacağı ülkenin yayınında.Hem de ibretlik bir yayın da değil.Reklam yapayım Kanal-D nin haber sunuşları gibi absürt, cesetlerin fotoğrafları eşliğinde amerikayı övecekler. "Burdan halkıma sesleniyorum, sahip çıkalım ABD'ye,patronumuz oluyo da bizim".  Anca halk yer zaten bunu.

amerikanın Irak'a demokrasi götürdüğü yıllarda, amerikada suç işleyen (özellikle cinayet) insanlara şunu soruyorlardı: ya ömür boyu hapis,ya da askerlik.Demokrasilerde çare tükenmez miydi neydi o hesap.Bu cellatları çok şanlı şerefli demokrasiye boğma gayeleri ile Irak'a gönderdiler.Ne demokrasiymiş arkadaş...Bir ilginci de işgalden sonra idam edilenlerin sayısı, işgalden öncekine oranla daha fazla...

İlgili resim:


Korkunun susturamayacağı belki de tek şey vicdandır.Kimin için,ne için onu susturmaya çalışıyorsunuz? En başta yazmıştım sizin için duymak istediğinizi tekrar yazayım onunla doyurun kendinizi.Savaşta ölen çocukların kanları menekşeler büyütüyor, silahlar su tabancasıymış aslında (sağlığa zararlı olmayan cinsinden bu su).türkiye de sırf ortalık yeşersin diye amerikaya yardım etmek etmek istiyor,duyarlıyızdır da,şanlı türk ırkı bunun için Irak'ta kaçırdığı fırsatı Suriye'de değerlendirmeli.çok değerli halkımız da onun için ağzından salyalar fışkırtarak "bütün cihan bizimdir ulan" diyor.özgürlüğün savunucusu amerika krizlerin içinde stres atmak için faydalı işlerde bulunmak istemiş.petrol falan hep dünya malı. Alın size gül bahçesi.



27 Eylül 2012 Perşembe

Farklı Olmak

Farklı olmak bizim özgürlüğümüzdü.Monotonluğa,tabulara açtığımız savaşa dönüştü. Yaşayabilmek için "normal"e dönüşe direnişimiz.Sosyal statü dinlemeden hayat motivasyonumuzu sağlayan bu güç. Ayrılmamızla yok oldu.Basit yaratıklar bizi öldürdü. Kendi yaşamlarını kabul ettirmek için bizi öldürdüler.Adına normal dediler.Anormal olduk. Hasta muamelesi ettiler.Hasta olduk.Öyle dedikleri için değil,düşünceleriydi bizi hasta eden. Paraya önem vermedik.İmkansızlıklardı bizi yaratıcı kılan.Farklılık bizi aynılaştıran. Sevdiğini zanneden ama sevmeyi bilmeyen,heyecanlanmayan,hayal kurmayan insanlardı sonuçta ortak düşman.Onları bir tarafa bırakırsak kendi aramızda anlaşmamız bize hayatı sevdiriyordu.Çeşitli düşüncelerle bakarak tamamlıyorduk birbirimizi.Ön yargılı olmayı, tek taraftan bakmayı,sabit fikirli olmayı bunu görerek uzaklaştırdık hayatlarımızdan. Duyulmuş sözlerle konuşmanın aptalca kaldığını anlıyorduk.Düşünmeyi öğrendik hep birlikte. Ve sonra ayrıldık.Dağıldık.Tek başına ayakta durmak zorundaydık.Kimimiz tutunamadı,dönüştü. "normale".Farklılığa olan iyimserliğimizi kullandı basit yaratıklar. Kendimiz gibilerini bulamamanın hayal kırıklığı altında ezildik.Değiştirmek istedik.Hissi öğretmek mümkün müdür? Hasta oldu normale dönüşmeyenlerimiz.Birinin elinde beyaz,birinin elinde siyah. Kırmızıyı bilmeyen adamlara gökkuşağını anlatıyorduk.Ne garip...Bizi özgürleştiren,şimdi bizi hapsediyor.Herkes özel.Basit olmayı seçen kendini özel hissetmek için basit cümlelere ihtiyaç duyuyor.Tabulara tapıyor.Biz inançsız oluyoruz.Savaş açılıyor.Öldürülüyoruz.Hayır!Together we stand,divided we fall...

İlgili şarkı Pink Floyd'dan geliyor..."Hey you"...


24 Temmuz 2012 Salı

İhanet Çanları

Size bir sır vereyim mi? Hani kandırılmaktan,yarı yolda bırakılmaktan,aldatılmaktan korkuyoruz ya... Tutarsız insanlardan kaçının.Bu kadar basit.Eğer tutarsızlıklarını dönüştürebiliyorsanız bunu yapın.Düşündüğünüzü net bir şekilde söyleyin tüm çıplaklığıyla. Eğer sessiz kalıyor ve yeterli bir düşünme süresi tanıdıktan sonra hala bir değişim gözlemleyemiyorsanız,bu kişinin varlığında ihanet uzun veya kısa vadede kaçınılmaz olacaktır.Bir diğer durum da şöyledir.Karşınızdaki tutarsızlıklarının farkında ve bütünü görmeden size anlatıyorsa değerlendirme şu şekilde olmalıdır: bunu size hangi tavırla anlatıyor? Eğer içinden çıkamadığı,kafası karışık bir şekilde anlatıyorsa dönüştürülmeye açıktır.Fakat uzun süredir karışıklıkla yaşıyor,verdiğiniz tepkilere bahaneler sunuyorsa hala bir ümit olmakla beraber işin başka bir boyutu da mümkündür.Kişi bu karışıklığı hata görmesine rağmen benimsemiş ve tutarsızlığının can sıkıcı taraflarını legalleştirmek için size anlatıyordur.Burada da ihanet çanları çalar.


İnsanın önce fikri daha sonra da davranışına yansıyan tutarsızlıkları can sıkıcıdır. Bu tür insanlar yanınızdayken karşı tarafın saflarına geçmesi an meselesidir.Söylemeliyim ki en yaygın tutarsızlık din anlayışı üzerinedir.Siz de bilirsiniz ki dininin somut yaptırımları karşısında fanatik bir tavırla hareket edenler,diğer soyut kavramların yeterince sert vurgulanmaması yüzünden günlük yaşayışta tezatlık yaratırlar.Örneklerine her gün şahit olduğunuzdan eminim.Benim asıl söylemek istediğim örnek verdiğim din meselesinin kendi içindeki tutarsızlıkla kalmayacağıdır.Kişi bu tezatlıkla yaşayıp benimsedikten sonra kendi yaşamını da bunun üzerinden şekillendirir.Hali hazırda onun için "en değerli" şeyde bile bu derecede tutarsızken fikirlerinde ve davranışlarında da aynı mantığı yürüttüğünü görmek şaşırtıcı değildir.Çelişkiyi kendinde hak görür.


Arkasından konuştuğu adamı görünce tavır değiştiren kişi tutarsızdır. On bir ay içkici dolaşan ramazanda oruç tutan kişi tutarsızdır.Küfrettiği hocası ona övgü yağdırınca yalakası olan kişi tutarsızdır.Haksızlıklar karşısındaki tutumu nahoş bir eziklikten ibaret olan kişi tutarsızdır.Düşüncesini yarı yolda bıraktığı gibi sizi de yarı yolda bırakır.


Bu noktada tutarsızlık çıkar ilişkilerine dokunuyor,hem de çok.Var olan dünya düzeninin katkılarıyla gizli liberaller,kapitalist hevesler doğuyor.Kişinin karakteri bundan bağımsız düşünülebilir mi?


Üzerinde düşünülmüş keskin tavırlar dışlanmanıza,bir süre yalnız kalmanıza neden olabilir. Fakat sahtelikten uzak yaşamanın başka  bir yolu bu yaşam çerçevesinde mümkün değildir. Yalnız kalmamak adına tutunduğunuz kişiler veya fikirler sizi de bu süreçte sahteleştirecektir.Maskeyi bir defa taktıktan sonra ona dönüşmeniz de sizi aklamaz. 

22 Temmuz 2012 Pazar

Bir Beybihanlının Öyküsü

Aynaya bakarken gördüğü kendisi değil,diğerleriydi.Onların nasıl göreceğine karar veriyordu.1 numaralı bakışı onu güzel bulan erkeklere ithaf ediyor.2 numara dostlarına hadlerini bildirme bakışı.3 numara dallanıp budaklanmış.Tabi hedef asıl belirleyici olan. 3 numara pek tecrübe ister.Görsellikten az biraz sıkılmış ucundan kıyısından ruh arayan erkekler için çünkü.Bu noktada yapması gereken istenilen ruh potansiyeli için hafif kafa çalıştıracak,adamı yola getirecek.Dedim ya adamın nasıl göreceğine karar veriyor.

Emeği karşılığında aynı değerde bakışlarla ödüllendirilmek istiyor.Buluşmaya giderken metroda ödünç aldığı bakışlar minimum seviyeyi oluşturuyor.Hayali puanlama hesabı yapıyor yolda yürürken.İşte geldi haberleşilen yere.Yarış başlıyor.

Can dostunu görüyor önce yüzü gülüyor.Bu yeni pantolonu çok şişman göstermiş onu.Ama büyük süpriz!Ortama sonradan dahil olan hatun bütün hatlarını en güzel şekilde sergilemiş büyülüyor.Bizimkinin yüzü asılıyor.Soruyorlar "neyin var?".Annesi öldü kızın.Hem de iki dakika önce! Tabi panik yaratmamak için "amcam öldü" diyerek yürekleri çok zorlamıyor. Düşüncelidir.

3 numaranın sahibi karşısında.Bahsi geçen hatunu görmesiyle ölen amcası işe yarıyor galiba. Suratı daha şefkatli.Keşke dün öldürseymiş.Yarışı önde götürüyor da bir yandan ileriyi düşünmeden edemiyor.Bu hatun etraftayken bir ordu akraba telef edecek.İş büyüyüp annesine kadar gelmeden 3 numarayı geliştirmesi gerekecek üff püffler eşliğinde ritim tutuyor.Neyse ki oğlanın ilgisi hala onda.Biraz biraz rahatlıyor.

Uzun uzun keyifleniyor bizim yavru kedi.Gözleri hala ağlamaklı.Neden gitmedi bu hatun. Oğlan da bu sırada daha kıymetlendi.Ruh arıyor ruh da veriyor azıcık. İhtiyaç kapsamı genişmiş.Yanından ayrılmıyor.Ortamdakilere giden mesaj da tam yerinde oluyor. Herkes oturup ne kadar yakıştıklarını konuşuyor.Can dostu boşuna can değil.Tehdidi çabucak algılamış,gereken sözleri hedef kulaklara çalıyor.

Vakit geç olmuş 3 numaranın sahibi konumundan pek memnun kalmış kızı yarı yola kadar bırakıyor.İhtiyaç gidermek hoşuna gitmiş,marjinal takılıyor.Şans hep bunlar. Hiç aklına gelir miydi bizim kızın böyle taktikler!Zorlandıkça zevk alıyor ve nihayetinde zaferin ilk adımlarıyla içi bir hoş oluyor.


Eve gidiyor.Dönüş yolunda toplayabildiği kadar bonus topluyor.Gece uykusu için. Güzelleştiriyor.Çok yorulmuş ama annesinin yanaklarını sıkıp öpüyor,babacığına kocaman sarılarak gönülleri fethediyor.Evdeki iktidar her şeyden önemli.Daha saf bir ilgi kaynağı nitekim.Yatağa atıyor kendini.Böyle güzel gülümsenemez herhalde.Huzur içinde yastığa kafasını koyuyor.Maskesi hala biraz kaşındırıyor.Ne zaman taktığını bile unutmuş.Yıllar mı olmuş.İnsan gördüklerini de seçemiyor işte.Maskesi düşecek gibi oluyor hep ondan bu kaşıntılar.Güçlü bir karakteri olmasa her gün tak çıkart falan büyük mesele.Günden güne etine kaynıyor.Kendi içinde tutarlılık yaratıyor.

10 Temmuz 2012 Salı

Ben bir Mabel gördüm!

Uzun zamandır blogla ilgilenemedim lakin bomba gibi yazılarla döneceğim arkadaşlar.
Bu blogu seven bir çok kişinin beğeneceğini düşündüğüm bir blog keşfettim onu da sizinle paylaşmak istiyorum sevgili mabel yeni başlamış yazmaya fakat çok cesur bir yazıyla girişmiş işe.Umarım yazmaya devam eder.Blog aleminde senin gibilere ihtiyacımız var Mabel! 

27 Mayıs 2012 Pazar

Ateist mi lan o kaç kaç kaç! vol: 2

Son Evre


Öğrendiklerim ve gözlemlerimle şu sonuca vardım.Din gerekli,Tanrı inancı gerekli. Ben yaşayış biçimimi adına şeriat demeden,fakat birebir örtüşen bazı fikirlerle oluşturdum. "kutsal" kitapları kimsesizlerin kimsesi olarak görüyorum.Bu yüzden de gerekli.


Bireysel olarak gerekliliğini şöyle açıklayabilirim.Elimde olmayan şeylere sahip olmak ve sevdiklerimi aciz olduğum için korumak adına tek umut Tanrı'nın varlığıyla gelir.Tanrı inancından sonra gerekliliklere gelince... Ben herhangi bir vaat uğruna iş yapmayı dürüstçe bulmuyorum.İyilik yapmayı cennete gitmek için değil, mutlu etmekle mutlu olabildiğim için.Kötülük yapmamayı cehennem korkusundan değil, kötü hissedeceğim için.Temizlik de spor da kendi sağlığım için,namaza ön hazırlık olarak değil. Buradan çıkarttığım sonuç; herkes bu bilince sahip olmayabilir ve bir sonraki nesle doğru aktarılamayacağı ihtimaline karşın mistik ve dogma ile çerçevelenmiş kitaplardır "kutsal" kitaplar.


Bu taraftan bakınca içerik güzel fakat dayatılan temeller ne sağlam ne de sağlıklıdır.Olayları bu kadar dışından incelemem bir çok kimseyi rahatsız edebilir veya incitebilir.Fakat biraz dışına çıkıldığında insanların dini referansları gerçekten komik gelebiliyor.Örneğin çok sonraları duyduğum gusül abdesti,başta temizliğe sonra daha derin düşüncelere sevk ediyor. Yani tamamen kendi duyguları ile hareket ettikleri cinselliği bir günah gibi gösterip dışsallaştırma ve böyle temiz kalma anlayışına bürünüyor.Din anlayışı cinselliği önce bir yasak ilan edip, abdest ile suçluluktan kurtulma ayini icat ediyor.Bu üzerinde ince düşünülmesi gereken çok ayrı bir konudur.Yansımaları bütün hayatımızı şekillendiriyor çünkü.


Mevlana gibi çok sevdiğim bilgeler islamın sevgi yönünü ileriye çıkartmasına karşın, kitabın kendisinde korku ögeleri ve buna dayanan yaptırımları büyük bir çelişki yaratıyor. Bugüne kadar inandığım süreç içerisinde Tanrı'dan korkmak gibi bir hisse girmedim. Girenleri de anlayamadım.Tek ihtimal kitabın ve anlayışın dogma niteliğinde olması diye düşünüyorum. 


"Kutsal" kitapların sorgulanamaz içeriği sadece bu kitapla da kalmayacaktır.İnsan bu yaşayışı içselleştirdiğinde,korku unsuru kullanılmaya açık hale gelir.Sosyal iletişimde olsun, aile içi eğitimde,yönetimde.


Sonuç olarak din olgusunun gerekliliğini kabullenmem,öğretilerinin temellerini onaylamadığım için ona inanmamı gerektirmez.Zorla da inanılmaz.Sevmediğim bir şeye inanmayı midem kaldırmaz.


İnananlara karşı olduğum falan yok.Ele aldığım konu insan değil,insandaki yansımalarını incelemek ve işlevliliğini sorgulamak.Benim gözümde dinin,dilin,rengin bir karşılığı yoktur. Bu yüzden dini inancı olanla da bir sorunum olamaz.











26 Mayıs 2012 Cumartesi

Ateist mi lan o kaç kaç kaç! vol: 1

Ben din bilimleri üzerinde uzman bir kişi değilim.Hiç bir kutsal kitabı okumuşluğum yoktur. Fakat okuldan aileden duyduklarımla ve daha sonraları gözlemlerimle bir tahlil yapmak istiyorum.Kendime karşı ve çevreme karşı samimi bir insanım.Bu yazımda diğer yazılarımdan farklı olarak yönlendirme girişimim olmayacak.Sizler de bittersweet in içini açacak gözlemciler olacaksınız.Öyleyse başlayalım.Bünyemdeki dini inanç süreci geliyor efendim...

Çevre koşulları

Ailem.Ailem hiç bir zaman islam(Türkçe konuştuğuma göre doğduğumda dinim islam yazıldığı için başta müslümanlıktan bahsedeceğim diye yazmadım tabi ki de) öğretilerini günlük hayatta kitap üzerinden anlatmadı.Haliyle katı görüşlerle yetişmedim.Benim en büyük öğretmenim annemdi.Ve o doğrulukları,güzellikleri nedenleriyle anlattı.Kuran'ın bilmem kaçıncı süresinde böyle geçer diyerek veya peygamber efendimiz şöyle demiş diyerek değil.Kendisinin baş ucunda türkçe Kuran her daim durur,arada açar okur.

Anneannem ve dedem.Bu güzel insanlar beş vakit namazlarını kılar ve inandıkları diğer gereklilikleri yerine getirirler.Fakat islamın özünü anlamış olacaklar ki katı cezalardan çok iyi duyguları öne çıkarırlar.Bir defasında küçükken oruç tutmak istediğimi söylediğimde öğrenci adam oruç tutmaz,öğrenmeni güçleştirir diyerek gerek olmadığını söylemişti dedem.

Arkadaşlarım.Büyüdüğüm yer çok rahat küçük bir belediye hem de deniz kenarı. Anlayacağınız ne giyim ne alışkanlıklar.Herkes birbirine insan gözüyle bakıyor ve sizinle uğraşmıyor. Bir kaç yakın erkek arkadaşım bayramlarda namaza giderlerdi.Fakat eğlencesine.Namaz kıldıkları falan yoktu birbirlerinin ve diğerlerinin hareketlerinden eğlence çıkarır anlatırlardı. Kız arkadaşlarım(ben de dahil) içkisine eğlencesine bakardı.Kimseye bir zararımız yoktu. Aksine çok dürüst,mantık kullanmayı bilen saygılı bireyler olduk.

1.Evre: Tanışma

On yaşlarındaydım.Mahallede bir kız biz bebeleri kokutmak için hikaye anlatmış o gece korkudan uyuyamamıştım.Annemin yanına gittim.Ve o şunları söyledi: "ellerini aç ve Allahım beni sevdiklerimi koru dersen etrafın surlarla çevrilir ve kimse sana bir şey yapamaz" dedi.O günden sonra uyurgezerlik falan bir şey kalmadı, inanmıştım.

Bildiğiniz üzere ilkokul 4. sınıfta din kültürü ve ahlak bilgisi dersi almaya başlıyoruz. Hatırladığım kadarıyla dersler,büyüklerden duyduğumuz kader,kısmet gibi terimleri öğretmene sormak anlayana kadar didik didik etmekle geçiyordu.

Arapça duaları her gece okuyordum.Eğer yanlış söylediğimi farkedersem Allahtan özür dileyip en baştan tekrar alıyordum.Sonra Allah'a o gün neler yaptığımı anlatıp hayattan neler istediğimi söyleyip uyuyordum.

Vicdan azabı çektiğim konu şuydu.Arapça duaları ezberden anlamlarını bilmeme rağmen okurken kafam çok başka yerlere gidiyordu.Samimi olamıyordum.Fakat kendi dilimde korkularımı isteklerimi anlatmaya başladığımda  müthiş bir yakınlık hissederdim. 

2.Evre: İlk Sorgulama

Ergenlik dönemi öncesi benlik olgusu yeni yeni otururken,insanın diğerlerinden üstün olabileceği yanılgısı ortaya çıkar.Artık anne-baba bir şey bilmiyordur.Bilginin gücü kabullenilir.O dönemde din konusunda sorgulamalara başlamıştım.Bir yandan utanıyordum. Ya herkesin bilmediği bir şeyi farkederek akıllı olacaktım,ya da büyük bir yanılgıya düşmüş olacaktım.İki seçenek de sorgulamadan bir şey kaybetmeyeceğim gücünü almıştım arkama.

Ailem de dahil çevremdekiler din olgusunu dile getirmeyerek gözümde erdemlerini sergiliyorlardı.Birbirlerini mutlu ediyor,dürüst çalışıyorlar ve samimi konuşuyorlardı. Bunu dine bağlayan kimse de yoktu.O zaman neden buna ihtiyacımız olsundu ki?

Herhangi bir tepki almadığım için unutup gittim sorgularımı.Ve yerini başka sorunlarla doldurdum.Neticeye de varamamıştım.

3.Evre: Kabullenme

Tanrının varlığını kabul etmek bana iyi hissettiriyor ve bunu içimde yaşadığımdan bir sorun arz etmiyordu.O zaman bu manevi güçten kaçınmak niye?

İnsan yalnız kaldığında,sorunlar yaşarken yanında yüce bir gücün onu kolladığını bilmesi bir umut olur.Yarına uyanabilmek için.Yaşamak için.Önce benim için sonra toplum için bu manevi güç çok gerekliydi.Harika hayatlar yaşamıyorduk.Umut herkesin ihtiyacıydı. Hayatı yaşanası kılıyordu.

Benden yaşça büyüklerin erdemine güvendiğimden,din kurallarıyla yaşamamaları fakat büsbütün inkar etmemeleri de beni onlarla aynı çizgiye getiriyordu.Kabullenmiştim. Sorgulamaya değecek bir şey yoktu.

4.Evre: Toplum Yansımaları

Dünya benim küçük sevimli kasabam gibi pembe değildi.Dışına çıktığımda önce insanların davranışları,psikolojileri çirkin gelmişti.Sonra yaptıkları iğrenç işleri müslümanlığa yormaları ve onun adına yaptıklarını gördüğümde "hangimizin dini?Kim gerçekten inanan?" soruları beni tekrar şüpheye düşürdü.

Siyasi düşünce ve ideallerime ters düşecek çok tartışma dönüyordu.Toplu halde çıkmamız gereken seviyenin altına çekiyordu bizi dinimiz.İnsanın dini olurdu devletlerin değil.



12 Mayıs 2012 Cumartesi

Cinsiyetsizlik

Kadın ve erkek.Dişilik, erkeklik.Kadın-erkek davranışları ayrıdır.Dünya insanı cinsiyetsizliğe doğru gidiyor.Kadınlar erkek gibi rahat davranıyorlar,erkeklerin ilgi alanları olarak kabul görülen şeylere ilgi duyuyorlar ve erkekler kadınlaşıyor.Sorumluluk paylaşımı değişiyor.  Bu şikayetleri çok duyar oldum.Lakin ki ben olaya farklı bir yönden bakıyorum...


Daha iyi anlaşabileceksek gelin cinsiyetsiz olalım! İnsanlar sosyalleştikçe iletişimden korkuyorlar.İletişime,beyinlerine,gizli saklılarına tecavüz olarak bakmaya başlıyorlar. Hemen hepimiz hemcinslerimize ve karşı cinse olan samimiyeti ayarlayamamaktan zarar görmüşüzdür nitekim.


Temel nedeninin bastırılmış cinsellikten kaynaklandığını düşünüyorum.Bugüne kadar gördüğüm en emin bilgi şudur; neyi baskılarsan onu çok düşünürsün ve kendine yaptığın baskı seni sapkınlaştırır,bu konu için sapıklaştırır.Olmamış gibi davranır ve bu yüzden kendinle çelişkiye düşersin,utanç duyarsın.


Samimiyetsiz samimiyet gösterdiğin ortamlarda sapkınlığını daha çok hissedersin ve en çok da buralarda seviye korumaya çalışırsın.Çünkü toplum bilincini ayakta tutmak gibi bir sorumluluk hissedersin.Bu ritüelde karşılıklı maskeler takılır ve ortada toplum ruhu canlandırılır. Meclisten dışarı dedikodular ile de ruh bulutu körüklenir.(Duyulmuş)Kesin yargılar verilerek  ayin tamamlanır, herkes evine dağılır.Sapkınlık koruma altına alınmıştır.Homofobik olmak ile övünen erkekler de bu ruhu iliklerinize kadar hissettirir.Bana sadece böyle ortamlarda cinsellik kokusu gelir.


Başlarken anlattığım boyutun yanında bir de samimi ortamlardaki yansımalara bakalım. Övünülecek bir şey varsa o da cinsiyetsiz konuşmalardır.İletişim artık bacak, göğüs, etek,t-shirt,kaş,gözden ayrılıp düşünceler arasında paslaşmaya dönmüştür.Karşındaki, bir insandan çok kitap oluverir.Mümkün mertebe her şeyden bağımsız,bazen çağırışımlar ile konuşursun.Korkmaya gerek kalmaz.Sınır çizmeye ihtiyaç duymazsın.


Bir kadın futbola ilgi duysun,bir erkek bakımlı olsun,bir kadın başka bir kadından hoşlansın, bir erkek hemcinsini arzulasın.Mutluluk maskelerini dışlanma uğruna çıkartıp gerçekten iyi hissetmenin kendince yolunu bulmuş insanları kıskanıyor muyuz?


Özgür düşünmekten korkuyor muyuz?Bırakın adı cinsiyetsizlik olsun.Etrafına gülücük saçıp tek başına kaldığında yüzün kararıyorsa bırak bu yargıları.Cesur insanları rahat bırak. Kendi korkaklığını onlara mal etme!


Mutsuzluktan mutlu olan sen,en acınası ölümdür seninki!





28 Nisan 2012 Cumartesi

Kibir vol: 2

Kültürel üstünlüğü zor gören para sahipleri, bir şekilde giyim ve alışkanlıkları ile üstünlüğü sağlamaya yönelirler.Marka'nın, Moda'nın pahasına ve hızına yetişmek her bütçenin harcı değildir sonuçta.


Kendilerini çevreye kanıtlama isteğinden doğar.Bunun biraz daha altındaki neden ; üstünlükle tatmin olmak, doyurulmaktır.Düşünce kibirindeki ileri aşamalarda takdir edilmek, sadece içselleşmeye başlayacağından, tatmini geciktirir ve yetersiz görülebilir, sosyalleşmeyi zorlaştırır.Fakat görünüm ve davranış üzerinden kazanılan kibir ulaşılması kolay, tatmini boldur.Bir bakış bile onaylanma kabul edildiğinden, kibiri sürdürmek artık farkında olunmadan üstünlük hissini geliştirmektedir.


Günümüz rekabet koşullarında kısa yoldan sıyrılmak moda-marka olgusunu küçümsenemeyecek boyutlara taşır ve gidişata bakılırsa yok olmayacağını tahmin etmek zor değildir.


Görünüş kibirini bir çok ortamda kabul ettirmek mümkündür.Var olan veya yaratılan bu tatmin tabanlı ortamlar, bir başka ortam için güç ve dayanak olacaktır.Kendine olan güven, çoğu zaman kırılamayacak ve antitezi sorgulatacak yansımalar meydana getirir. Her alanda olduğu gibi legalize etme de en önemli unsurdur. Yayılması, öncesinde kabul görmesi, basit mantıkların getirdiği kendine güven ile mümkündür.Hitap ettiği ortamın da düşünce kibirinin zorluğu karşısında gördüğü bu çözüm anlaşılacak, belki de uygulanacaktır.


Düşünce kibiri, görünümle elde edilmiş kibire göre daha saygın olmasına rağmen, kibir kibirdir ve sorun olma özelliğini korumaktadır.


Çok Önemli Not: Rica ediyorum modanın peşini bırakmayın.Tekstilciyim.Gözü dönmüş şekilde giyim alış-verişi yaptığınız sürece varım.2 yıldır moda-marka yaratmaya zorlanıyorum. İnşallah 2 sene içinde bir yolunu bulacağım.Cebinizdeki "ekstra" paraya talibim. Teşekkürler.

27 Nisan 2012 Cuma

Kibir vol:1

Beklenti içine girmeyenlerin de kibiri vardı.Bu kibir, ihtiyaç duyulan ilgiyi başkalarından karşılamak yerine insanın kendi içinde bir takım hedefler koyup, bu hedeflere yaklaştıkça ortaya çıkıyordu.Kendi kendimize ilgi gösteriyorduk.Hedefin yukarılarda olması olayı legalize etme çabasından başka bir şey de değildi.


İlgiye, beklentilere ihtiyaç duymamayı nasıl sağlardık? Taktığı maskeyi içselleştiren insanlar için bu zaten sorun teşkil etmez.Onlar açık açık ilgi çekme, onaylanma isteği için kendi hayatlarını şekillendiriyorlardı.Fakat bir çok şeyi kendini arındırma ve yukarılara çıkartma fırsatı olarak gören insanlar da mı tatmin olmak zorundaydılar?


Kibir'e ulaşmadan tatmin nasıl mümkün olabilirdi?Sonuçta kibir olmadan da yakınında tutacağın insanları seçmek mümkündü.


Kibir'i legalize etmenin yararı olmayacağı gibi, ihtiyacını açık açık göstermenin de korkulacak bir zayıflık olmadığını kabul etmek kolay, fazlasıyla kolay bir çözümdü.


Kibir'i içimizde büyütmeye yardımcı öğe "içselleştirmek" midir? Yani her yeni üstünlüğü büyüleyici görerek kendine yormak yanılgıdır.Bunun çözümü objektif yaşamakta olabilir. Fakat beğenmediğimiz şeylere ne kadar açığız? Beğenmediklerimizden keyif almamamız bizi bu amaçtan uzaklaştırır. Objektif olamamak da yeni bir sorundur.Bunu kazanmanın yolları aranmalıdır.


Her farkındalık yeni sorular getirir.Farkındalık aşamasında kalmak belki de, kibirin en aşağılık durumudur.

14 Nisan 2012 Cumartesi

İrtifa kaybediyoruz

Hiçliğini kabul etmeden nasıl bakarsın gökyüzüne?Bilemezsin ki özgürlüğü,göremezsin ki neye baktığını.İşin kötüsü baktıkları gökyüzü de bomboştu.Onlar için yukarısı sadece güneşe, yağmura sövmek için vardı.Göremedikleri bir şeyin güzelliğini de seyredemezlerdi ki. Ama yerinde duramayışları,varlığını inkar edemedikleri,rahatsız edici bir duyguyla bir şeyleri  fark ettiklerini kanıtlar.


Hayatı kendilerine özel haksızlık düzeni sanırlar.Haksızlık yapmasan da onu mutlu etmediğin için bencil olduğunu iddia eder.Ona yapılan bütün bu haksızlıkların ödülü olmanı bekler yoksa senin var olmanın gereksizliğine sinirlenir.


En yakın arkadaşından "beni çok sever" diye bahseder. Asla "çok severim" demez.Çünkü karşısındakilerin,üstün olanın kendisi olmadığı hissine kapılmaları düşüncesinden nefret eder. Sevgide bile son derece rekabetçidir.


Doğru ev yok, doğru araba,ne de doğru hayat.Başkalarının iddia ettikleri doğruları altında ezilirsin,ezilmeyi seçtin çünkü, o karanlıkta güneş sızınca enkazın arasından, gözünü alıyor diye şikayet eder durursun...Sonra neymiş efendim kanatlarımız yokmuş...

12 Nisan 2012 Perşembe

Sanki Inception

Mumu yaktığım gibi oradaydık işte.Günün en güzel saati ; yazın 6 suları.Diğer evlere ağaçlara yukarıdan,evin çatısından bakıyordum.  Annem karşımda olgun güzelliği ve sakinliğiyle bana bakıyordu.Kanlar içinde ağzımdan dökülen dişlerim canımı acıtmıyordu bile ona bakarken.


Son günlerde çok tuhaf rüyalar gördüğümden bahsettim.Bir gecede bazen üç ,bazen on. Gözüm açıkken boğuştuğum yetmiyormuş gibi bir de her gece ordan oraya sürgün gidiyordum, "yaşamaya sürülüyorum" dedim anneme.


Sonra kavak ağaçlarının alkışlarını duydum.Serinlik daha tatlı olamazdı.Keyfime de soğuk suyu bizzat servis etti.Yağmur yağacak birazdan."nasıl?"...."yağmur diyorum yağacak birazdan".


T cetveliyle taciz ettiğim insanların haddi hesabı yok.Cehenneme gidersem T cetveliyle karıştıracaklar benim kazanı.Metroda hiç bu kadar uzun yolculuk ettiğimi görmemiştim. Hele manzaranın arka fon gibi asılı kaldığına ilk defa şahit oluyorum.Garip değil ki aslında. Dünyanın yeni düzenine fazla adapte olmuş köpeğin trafik ışığını beklemesi kadar garip.


"içme o şaraptan"...saçlarımı okşarken bunu söylemesi de pek inandırıcı olmadı.  Uyurum ben hemen çok etkileniyorum."inanmak ne zor şey".Etrafta her tür renkte yalan cirit atarken. Sevgilim dediğinde güldüğüm için beni suçlayamazdı değil mi?devam ettim "Kırmızı olanı mı beyaz olanı mı?Hangi şarap?".


Kaç saat geçti hala 6 güneşi vuruyor yüzüme.Ben kitap okumaya devam ettim.Zavallı gözlerle köpeğim geldi yanıma.Halbuki kedim vardı.Neyse sevdim biraz.Ayağa kalktım. Koridor da ben gibi 6  güneşinden nasibini almış daha bir nostaljik ,daha sıcak. T şeklindeki dış kapıdan çıktım dışarıya ; karanlık.Turuncu ışığı evime getiren lambaya yaklaştım.Şaşkınlıktan zerre yok. Kapattım.Bir dişim daha geldi elime.Bu kadar kan nereden geliyordu yahu?



10 Nisan 2012 Salı

Kandırılmak

Hayır kandırılmak bir zaaf değildir,hayır! Kanma eylemi "kandırılmak" olmaktan çıkıncaya kadar kandırılmaya açık olacağım.Asıl ön yargı bir zaaftır.Çünkü gözlerini kapatmanın görmeye hiç bir yararı olmaz.Gözüne toprak da kaçsa,güneş kör etmeye yakın da olsa kapatmayacaksın gözlerini; görmen gereken şey karşına çıkınca görebilmek için.

Boşlukta salınım

Farkındalığın en kötü tarafı eski düşüncelerine önceden olduğu gibi inanamaman.Duygusallığın dışarıda kalması.Ne doyurulmuş yeni görüşlere,ne de eski inançlarına güvenemezsin. Ortasındasındır.


Yıllardır yaşadığım hiç bir yere,hiç bir şeye ait olamamışlığım tamamlanmamış devrimlerimle ilgilidir.Belki de eskinin sağlam temelleri beni tuttu, belki de yenilerin bir gün bir düş olabileceğini öğrenmekten korktum.Belki de "yeniler"in kendi kişiliğimi savunmak için yarattığım psikolojik yanılmalar olmasından korktum.Halbuki gelenekten çıkarken tutunacak yer bulmanın zorluğu ve belirsizliği beni alıkoyuyordu.


Eski fikirlerime geri dönemem.Ama ben zaten bir süre önce sahada yer almaktansa olanları tahlil edip tartmayı iş edinmemiş miydim? Böylesi de korkaklık değil mi? En azından tamamen kapatmamışım kapılarımı...


En azından her savunma mekanizmasını zayıflık görecek gurur bilincini yaratabilmişim.Çelişki mi diyorsun?evet....Bu yüzden en tehlikesiz ve yararlı savunma mekanizması ile donattım kendimi.Ruhumun zayıflıklarını gözüme gözüme sokarak ve en derin anında oku müthiş bir hızla fırlatabilecek kadar germişim yayı.


Mükafatlandırılıyorum belki evet.Ama üzerinde durmuyorum.Bu sadece yoldaki motivasyonuma yararlı olacak,işe oranla basit bir gelişme.Daha öğrenecek çok şey var...

1 Nisan 2012 Pazar

Persona etkisi

Lanet olasıca sinema sektörü bile aptal olmamızı istiyor.Düşündürmeyen,tamamen görselliğe dayalı filmler yapılıyor.Çünkü herkesin anlayabileceği,düşündürmeden izlenebilecek şeyler sunuldukça, daha fazla kitleye hitap edebilecekler.Daha fazla para kazanabilecekler.Bunun için hayatımızı aptal gibi yaşamamız gerekiyor.Onların çektiği filme ilgi göstermemiz gerekiyor. Ortamlarda konuşulması, izlemeyenlerin dışlanması gerekiyor.Egolarımızı havayla doldurmamız lazım.Konuşmanın,paylaşmanın amacının saptırılması,bunun ezme-ezilme biçimine sokulması gerekiyor.


Yok ışık yanlış kullanılmış,yok bu adam çok yetenekli ibareleriyle yetinmemiz,sinemayı oyuncak gibi kullanmamız işlerine gelecek.En sinsi hamle de asıl onlar bizimle oynarken, oyunu bizim oynadığımızı düşündürmeleri.Önce kendimizi, sonra etrafımızdakileri bu aptallık oyununa alet etmemiz isteniyor.


Birileri o lüks içindeki sofraya oturacak diye,saçma sapan hayatlar yaşamamız şart!


Eeeee...sen aptal olmazsan,ben aptal olmazsam,nasıl biner Hollywood kan emicileri son model arabalarına?


Taktığın maskeyi görmek uyandırır seni...

31 Mart 2012 Cumartesi

Sona ulaşıyoruz seninle

Aynı mutfakta yemek yapıyorum.Kimse yok yanımda.Bu kez hayaletin sarılıyor bana tatlı tatlı. Arkadaşımla geziyoruz keyfime diyecek yok.Bir an sen oturuyorsun yanıma.Yüzümü dönemiyorum orada olmadığını bildiğimden.Düşüyor suratım.Güzel sevgililerin gülüşmelerinde bana nasıl baktığını hatırlayıp kitleniyorum bir kaç dakika.


Kim kalbime girmek istese şimdi,bir hayaletin gölgesinde yer arayacak kendine.Ne büyük eziyet benim için.Lanet olsun hayatıma girdiğin güne be azizim.Lanet olsun güzel günlere de.Neyse ki altı ayda unutuyormuşsun bir insanı.Son 40 gün desene...Bu gece de korku filmi izleyelim bari ne dersin,sıkılmayız bebeyim...

30 Mart 2012 Cuma

Kardeş katline izin verilmişti !!!

Delikanlıların ağzından düşürmediği şu hoş kelime "karşim".Kardeşim olarak da söylendiği görülür.Daha çok erkekler kullanır.Hanım kızlarımız bazen kendine kardeş diye hitap edilmesine karşılık çok hoşlanmayarak da olsa gene "kardeşim" diyerek geri dönebilir bu şahıslara. Kadınların kendi aralarında bu hitap kelimesiyle konuşmalarına sık rastlanmaz. Rastlanıyorsa oradan ikile...ikile....

Hangi durumlarda kullanılır?

Kardeşim denilen şahıs birebir evdeki sürekli iteleşilen buna rağmen kan bağına bağlı bir sevgi ve güven duyulan kardeşe benzetilmektedir.Burada kullanım gerekçesi "ağzına da s.çsam bi hayır vardır" veya "seni severim,ama işime gelmediğinde ağzına s.çarım.sesini bile çıkaramadı salak"dır.

İkinci kullanım şekli içimizdeki egoyu tavan yaptıracak ortamlara vesile olması amaçlıdır. "ben sevdim mi kardeş gibi severim!" veya "ben bu adama kardeşim diyorum bak bebeyim bunlara güveneceksin,ters yapmaz!" veya "ben çok iyi bir insanım bu bana böyle yapmış. kardeşim,kardeşim dedim şimdi noldu?"ya getirmektir.

Üçüncü kullanımı yabancı ortamlara uyarlamadır.Yeni girilen muhabbete dahil olmak, samimi görünmek,kardeş ayağına yatıp hangilerini kullanabilirim acaba sorusuna yanıt aramak, kendini korumak ; karşılaşılan durumlardandır.Korkaklara özgüdür.Özellikle kendini koruma amaçlı yapılan en acınasıdır.Herkesten zarar görme ihtimaline karşı "kardeşim" diyerek kanlarına girilmeye çalışılır.Olası kötü durum karşısında aniden ego şişirelerek sinir krizlerine girilir "ulan g.t ben sana kardeşim demişim...bilimum küfürler...böyle mi senin kardeşlik anlayışın? yapılır mı lan bana bu?".Ön korkutma da vahimdir..."biz bla bla delikanlıyız,biz bla bla adamız,biz adamı bla bla yaparız." devamında "bak herkese kardeşim demem seni çok sevdim".açıklaması ayağını denk al demektir.

Bir diğer kullanım alanı kız tavlama bölümüdür.Ya yazdığı hatunun gözünü boyamak için artislenir çocuk misali "benim şu kadar kardeşim var,ben kardişlerime şöyle davranırım höhöyt höhöyt" ya da yazdığa kıza kardeşim diyerek yüzyılımızın güven sorununa kendince çözüm getirir.Kız kıvama geldiğinde niyet yavaş yavaş ortaya konulur.

Gereksinimler nelerdir?

En başta güven problemi yaşayan,egosu yaşına oranla her gün katlanarak artan erkek cinsinin korkulu rüyalarına karşın geliştirdiği bir tekniktir.

Sevgisizlik.Sevgiyi ailede ve arkadaşlıklarında elde edememiş şahıs lafla peynir gemisi yürüterek ihtiyacını karşılamaya çalışır.Gene sevgiyi koruyamamanın kaygısıyla saygı yaratma çabasına girişmek de bunun bir sonucudur.

Sadece lafın gelişi,ağız alışkanlığı da olabilir.

Yanında ne iyi gider?

"Eyvallah"......"Hallederiz"......"Biz böyle yetiştik"......"Sen kimsin lan?Kimsin sen?" sözleri de bu delikanlıların dilinden düşürmediği, oyuna dahil eden yardımcı öğelerdir.

Sonuç?

Aşil bile yarı tanrılığından utanır bu arkadaşların yanında.Mümkün olduğunca uzak durmakta fayda var.


26 Mart 2012 Pazartesi

Sünger Bob Ekşi surat

Anlatacağım tipik insan modeli.Mutlaka etrafınızda en az bir tane vardır.Biz onlar için kibarca "ona bir şey beğendirmek zordur" deriz.Beğenisi yüksektir bu arkadaşımızın.Grup halinde isek yapılacak şeyde belirleyici olan onun ekşi suratıdır.Böyle insanlar etrafındakilerin uyumlu olma enerjisiyle beslenirler.Doğada yalnız bulunurlar.Aynı anda birlikte görülme olasılıkları çok azdır.Keyifle çıkılmış yolun huzursuzluk kaynağı oluverirler.Ortamın tadı kaçmasın diye "ee sen ne istiyorsun, öyle yapalım" naraları uçuşur etrafta.Kılıf da janjanlıdır; samimi oluşları kullanır."Ben acıktım" der...bir anda herkes telaşla yemek yenecek mekan arar."off puff" sesleriyle arayışınızı hızlandırır,güç verir.


Günlük planınızın en ufak bir parçası olmaya dursunlar,her şey ona endekslenir.Olur da ona ters bir plan yapmışsanız hiç çekinmez ekşitir suratını,kendini ağırdan alır "ben bla bla bla ama"...Bir bakmışsınız çıkartmış kılıfı göz alıyor "he tamam o zaman".


Güzellikten,oluşan sinerjiden zevk almaz.Size yaptırımları ölçüsünde keyiflenir.Kırbacı eksik "çalışın kölelerim !!!".Çok değerli arkadaşım geçmişine inmek istiyorum senin.Çok mu ezdiler seni yavru kuşum,konuştun da dinlemediler mi.Surat asmayı mı öğrettiler.Senin ses çıkarmamana bakmadan mutlu oldular da bunun bir parçası olamadın mı,keyfe engel olduğunda mı "ah benim çocuğum söyle" dediler,ne yaptılar sana?


Yok yok sen devam et böyle.Neler kaçırdığını bir bilsen...

Zaman dediğin nedir ki?

"Zaman" kavramı senin için değil,toplum için gereklidir.Bir tür belgeleme işi.Ne saat var, ne gün, ne de yıllar.Ortak iletişim amaçlı kullanırız bunları.Üzerinden felsefe yapmanın amacı nedir?Eh geçiyor gidiyor anladık da kenara bırak şimdi onları.Bari zamanla yarışma biraz uyu. Hem biliyorsun düş görürken gerçekte bir dakika geçer,sen sonsuz yaşarsın.Ama yok...Biliyorum...Korkuyorsun! Toplumda edilgen olmanın cezasını daha küçükken yemişsin. E tabi rüyanı kontrol edemiyorsun.Kendi düşünden bile korkuyorsun! Bu yüzdendir düşlerini, hayal kurmayı,hayal kuranları küçük görmen...Gerçeklik dediğin kimin gerçekliği peki?

Öyle bir kaptırmışsın ki kağıtlara,suçlara,kanunlara kendini,suçun ne kadar kötü olduğunu unutmuşsun; toplum olmuşsun,yok olmuşsun.

Ali'ye mektuplar

"Ben gidince depresyona girme,kendini oyalayacak şeyler bul,spora başla mesela..." dört ay içindeki değişimimi gördün biliyorum.Yaklaşık iki senedir çektiğim çilenin mükafatı oldu bazı arkadaşlarım.Hayatıma yeni de girmediler halbuki.Belki öğrendiklerimle daha da değerlendiler.  Hayatın çirkinliğinin, kokmuşluğunun yanında nasıl da güzel gülüyorlardı hala,nasıl da parlıyorlardı karanlıkta.Ali için daha zor oldu beni o halde görmek.Yedi yaşımdan beri tanıyor tabi beni.Bir gün bile yüzüm asık görmemiştir.O mutsuz,umutsuz,yorgun yılbaşı gecesini onun şaşkınlığını hissederek geçirdim.İnsanlığın kokuşmuş,çirkin yüzünü görmek ve bununla yaşamayı kabullenmek zordu arkadaşım.Savaş meydanından geri sıcak yuvama dönemiyordum, savaş meydanında uyumak mecburiyetine sokmuştum kendimi. Huzursuzdum.


Direnmeme rağmen,hiç sormadan,sorgulamadan yanına çektin beni.Yorgunluklarıma inat yürümeye zorladın.O soğuk evde,belki ilk gördüğünde özlemiştin eski bittersweet'i. Başkalarına da ibret oldun yaptıklarınla...


Mecbur gideceksin.Sevdiklerim hep uzakta zaten.Onların yanına katılacaksın.Arada yine gel de Şirince'ye kaçalım birlikte.


Bütün birlikteliğimize eşlik eden şarkı da çalsın bari.Dalaras & Alexiou böyle güzeller...



17 Mart 2012 Cumartesi

Ablayla hayvan seslendirme

Annem evde kedi ve köpek beslenmeyeceğini her istediğimizde söyler.Hatun kedilere sokakta bile eğitim veriyor o ayrı.Bahçesindeki minik yılanları öldürdüğünü iddia ediyor.Üç nesil kedi besledik arka bahçede.İlk bir tane siyah kedi vardı.Annem bunu beslemeye başlamış,bir gün o siyah kedi bizim bahçede minik kedişlerle göründü.Güvenmiş de getirmiş demek ki.Etraf şenlik yeri.Onları da severek kabullendik.Birer birer azaldılar,belki yeni çöplük buldular,belki de öldüler bilmiyorum.Çok alışmışlardı bize.Yemek vereceğimiz zaman pencereye çıkıp pisi pisi diyorduk,çalılarda bir kıpırdanma...iki dakikada aşağıda oluveriyorlardı.Annem kuzum,canım dedikçe yukarıya bize bakıyorlar,bir taraftan da kapıyı kontrol ediyorlardı.Birinin gelip yemek vereceğine şartlanmışlar.Neyse bu kedinin çocuklarından sadece bir tanesi kaldı o da siyah olandı.O da ikinci nesili bizim bahçede büyütmeye karar vermiş.Tatlı tatlı bebeklerini sevdik.Bu defa daha cana yakın kediler oldular.Parmağımı uzattığımda burunlarını dayayan kedileri seviyorum.


Babamın balık tutma tutkusu vardır.Kokuyu alan gençler babamın etrafında miri moro dolanmaya başladılar.Babacığım da kıyamaz küçük balığı onlara verir.Tabi o da çok sevmiş olacak ki yenilmeyecek kadar küçük balıkları geri atmayıp bizim kedilere getirir.Biz de ablamla seslendirmeye başlarız hemen hiç durur muyuz! "Lan bunlar fena kaşarlandı düşünsene Ata Demirer'in kedi taklidi gibi yapıyolarmış 'Nihat nabıyon?Balık var mı balık?' ehehehe" şeklinde. 


Tabi seslendirme işine daha önceleri tavşan beslerken giriştik.Ben kendimi bildim bileli sürekli tavşan besledik,çoğu öldü.Küçük yaşta ölümü bu şekilde öğrendim.Tavşanları aldığımız yerde kediler yavru tavşanları kapıp götürüyorlarmış.Bu yüzden daha çok küçükken getiriyorlardı bize.Haliyle bir haftada ölüyordu zavallıcıklar.O kadar kabullendik ki işi espiriye vurmuştuk "son günlerinizi güzel mi yaşamak istiyorsunuz? İtinayla sevilir,okşanır,beslenir...". 


İki tanesi uzun yaşadı.İki erkek tavşan.Gay gibiydiler hiç birbirlerinin kıçından ayrılmadılar. Bazen öpüşüyorlardı.Birbirlerine sarılarak uyurlardı.Kış olduğunda annem evin içine almamak için bunlara sepet aldı içine örtüler serdik.Sepet kuru ottan yapıldığı için hayvanlar direk kemirmeye başladı.Bir gün bir baktık ki sepetin kırıntılarının ortasında sadece kapağı duruyor.Birbirlerine bakıp şöyle demiş olmalılar "lan olum sepeti de yedik,ne halt edicez bu soğukta :/ ".


Bizim karşı komşu yaşlı bir teyze.Gün boyu ilahi dinler sesi de gelir bize.Balkondaki tavşanlar da nasibini almıştır.Ablam bilgisayarda HOMM oynuyor ben de yanında onu izliyorum."Abla bu tavşanlar yakında bize de karışır ha tüm gün ilahi dinliyolar" ablam seslendiriyor "evladım o nasıl oturuş...çocuğum allahu teala..."


Sonraları evin karşısına pavyon gibi bir şey açıldı.Yakınındaki bütün evler geceleri assolisti dinliyor."Bizimkiler 'dert bende,derman sende,aşk bende...' diye şarkıya eşlik edecek hale geldiler galiba ha?".Veya "hobaaaa senem kalk kız hadi..." de diyebilirlerdi.


Hayvanlarla ilgili zilyon tane anım var.Hayatımın en güzel günleriydi diyebilirim.Hatta bir keresinde karanlıkta oturmuş kucağımda tavşanı seviyordum.Annem odaya girdi ve şöyle deyip çıktı "Her zaman sevilmek mutlu etmez,sevmek de güzeldir".Gülümsedim ve tavşanı okşamaya devam ettim.Kucağımda uyudu.Mutluydum.


14 Mart 2012 Çarşamba

Güneye yerleşeceğim...daha sıcak oluyor

Okul ve iş hayatımda başarılı olacağım,çok para kazanacağım,zayıflayacağım,beni mutlu edecek bir adamla evleneceğim...Bu saydıkların seni sen yapan şeyler bir bakıma.Etrafındakiler seni bu hedeflerinin,buna bağlı davranışlarının ışığında tanıyorlar.Bana kimse gelip de "bunlar toplumun gerekleri değil,senin hedeflerin" demesin şimdi.Hadi bakalım neden böyle ki?"Sen" varsın,toplum var.Toplumun içinde de "sen" varsın.Düşün ki bütün dünyada herkes yok oldu bir günde.Gene "sen" varsın.Bu hedefler ne oldu?Para kazanıp ne yapacaksın şimdi? Havva kızının yanına bir de adem oğlu atalım oldu olacak.Olduk mu iki kişi...Ne yapalım sıkıntıdan everest'e çıkıp nikah kıyalım bari.Çok kilo aldığını düşünecek misin şu durumda?Kime göre neye göre?Okul iş falan ne oldu nereye gitti daha 1.likle mezun olacaktık...


Bir şey söyleyeyim mi sana?Etrafında başka düşler olsa da olmasa da sen gene varsın.O yüzden siktir et insanları.Bırak onlar düşünde iyi kötü yer edinsin.Sen nasıl hissettiğine bak, hissetmene bak.Sen sen olsan da hiçsin.

8 Mart 2012 Perşembe

SHANTARAM

Gregory David Roberts'dan "Shantaram".Hint kültürüne hayranlık neticesinde aldığım okuyunca daha da çok sevdiğim bir kitaptır.2 yıl önce sevip de bir kenara yazdığım kısımları buldum.Shantaram rüzgarı efendim...


"Sevgi istememizin ve onu çaresizce aramamızın nedenlerinden biri de sevginin yalnızlığın, utancın ve kederin tek ilacı olmasıdır.Fakat bazı duygular kalbinizde öyle derinlere gömülüdür ki sadece yalnızlık onları tekrar bulmanıza yardımcı olabilir.Bazı gerçekler o kadar acı vericidir ki sadece utanç onlarla yaşamanıza yardımcı olabilir.Ve bazı şeyler o kadar üzücüdür ki sadece ruhunuz sizin için ağlayabilir."


"Saklamanın acı vermediği şey sır sayılmaz"


"Zalimce bir kahkaha yalnız değilken korkakların ağlama şeklidir.Acı çektirerek de yas tutar böyle insanlar"


"Suçluluk,üzerimize sapladığımız bıçağın kabzasıdır, aşk ise bıçağın ta kendisidir.Ama bıçağı keskin tutan endişedir.Sonunda hepimiz endişeye mağlup oluruz"


"Despotlar kurbanlarında en çok dürüstlükten nefret ederler"


"İnsanların bize yapabilecekleri en kötü şey bizi utandırmaktır.Ve diğerlerinin yaptığı zulümler, en çok da içimizdeki, dünyayı sevmek isteyen yanımıza zarar verir.Küçük düşürüldüğümüzde hissettiğimiz utancın bir kısmı da insan olmaktan duyduğumuz utançtır."


"Kanunlarımıza,araştırmalarımıza,uygulamalarımıza ve cezalarımıza, suçun ne kadar günah olduğuna öyle odaklanıyoruz ki günahın ne kadar büyük suç olduğunu görmüyoruz."


"İnsanlar aşka olan inancını yitirmedi.Aşık olma istekleri bitmedi.Sadece artık mutlu sona inanmıyorlar.Aşka,aşık olmaya hala inanıyorlar ama...Ama aşk maceralarının hemen hemen hiç bir zaman başladığı gibi mutlu sonla bitmediğini biliyorlar"


"İyi ve kötünün objektif tanımını yaparak öldürmenin her zaman yanlış olduğunu, çünkü bunun bizi evrenin geri kalanıyla birlikte mutlak karmaşıklığa,Tanrı'ya götürmeyeceğini söyledik.Yani öldürmek yanlış ama senin doğru nedenlerin vardı.Bu kararın sonucu ise doğru  sebeplerden ötürü yanlış şeyi yaptığındır"kadirbhai


"Azar azar içlerindeki umutları ellerinden alınmaya başlamadıkça insanların nelere katlanacağını bilemezsiniz"


"Kader karşımıza üç öğretmen, üç arkadaş, üç düşman ve üç büyük aşk çıkarır.Fakat bu on iki şey her zaman gizlidir.Ve bunların ne olduğunu onları sevene, bırakana ya da onlarla savaşana kadar anlayamayız"


"Gözyaşları kalpte başlar ama bazılarımız kalbi öylesine göz ardı ederiz ki o konuşmaya başladığında yüzlerce acıyı ve kederi aynı anda işitiriz"

Sadece 99.99 !!!

Reklamlar ve satış üzerine yapılan,bize gösterilen her şey,insan psikolojisinin zayıf yönlerine hitap ediyor.Açıkça aptal yerine konuluyoruz.Kıyafet mağazalarında askıdaki ürünlerin her modelinden sadece 2 veya 3 tane bulunması,o kıyafeti beğenen müşterinin,bitmesi korkusu ve çok tutulduğu psikolojisine oynanması,almakta kararsız olduğu o ürünü pek düşünmeden hemen almasına neden oluyor.


Subliminal mesaj gerçeği de benzer psikolojik zayıflıkların üzerine kurulmuştur.Ama bilimsel tarafını geçtim,artık etrafınızda gördüğünüz her ürünün fiyatı 1.99, 9.99, 49.99 gibi... 99... Çok ucuz evet, 2 tl yazınca pahalı oluyor.Aptal yerine konulmaktan bıktım.Eve döndüğümde bir daha hiç giymeyeceğim şeyler almış olduğumu farketmekten utanıyorum.Lanet olasıca, kahrolası pislikler...

Çanlar kimin için çalıyor ki?

Öleceksin !!! Yarın veya öbür gün,bir ay sonra ya da 70 yıl sonra ama öleceksin! Giderken çok da önemli olmayacak kime, neye göre yaşadığın.Dünya gözünde döne dursun, sen gittiğinde senin için duracak benim için değil,unutuyorsun.Bana bakıp beni incelediğin kadar kendine yorsan kafanı,beni de içinde bulacaksın, anlamıyorsun.Kendimden geçercesine dönerken etrafımda,senin gördüğün kadar dönmüyorum aslında.Ve karşında dururken sakince, nasıl hızlı koşuyorum görmek istemezsin de görmezsin.Sen kadar benim.Anlayacağın üzere ben kadar da sensin.Kirli düşüncelerinle yıkamasınlar seni.Öyle girme toprağa.

6 Mart 2012 Salı

Seni beni ikna çabaları

Seni, kendini bana anlattığın gibi görmeyi de seviyorum bazen.Çünkü bana kendini değil olmak istediğin kişiyi anlatıyorsun.Ne de güzel.Hala benim yanımda mutlu olma şansını koruyorsun. Mutluluğu içinde hissettiğin gün ben de huzur bulacağım,benim mutluluğum da seninle, o gün başlayacak.Bırakalım mı güneş batsın?En azından onunla inatlaşmayalım artık.Istırapların sonu keyiflidir.


Yeterince yorulmadık mı isteklerin peşinde?Hayallerin yanına koymak vaktidir istekleri. Başta hata yapmıştık zaten onları ayırt edemeyerek.Biraz gayret.Olgunlaşıyorsun böyle böyle.


Annenin karnında olmak istersin ya hani tekrar,alıvereyim mi yüreğime seni belki rahat bir nefes alırsın,aynı şey değil ama...Hem gene bulmayacak mısın arkasından koşacak bir şeyler. Sonunu bildiğinden kaçındıkların, başına geliyor her seferinde de.


Uyuyalım mı şimdi?En arkaya attıkların gelir rüyanın baş köşesine.Yaşamış olursun bir nebze. Ama ağlama uyandığında çünkü bunlar o kadar yakın ama o kadar da uzak.Tüm gün asma suratını belki bir sonraki gece yine görürsün...

Gidiyorum bre!!


1 Mart 2012 Perşembe

Nostalji koması

Ya benim ruh eşim çoktan öldüyse?Eski şarkılar,eski kıyafetler,eski filmler,eski kitaplar,siyah-beyaz resimler...Ben kendimi bildim bileli duyulmuş-eski'ye özlemle yaşıyorum.Mehmet Rauf'un "Eylül"ünü okurken arkadaşlarımla güzel bir türkçe ile konuşmuşluğum var. Seviyorum çünkü.Sadece mesaj yazmaya ve konuşmaya yarayan bir telefonum,bir mp3üm, bir fotoğraf makinem var.Şimdi hepsi bir arada.Neden?Arkadaşlarımla her çıktığımda, o anın tadını çıkartmak yerine sürekli facebook'a koymak için saçma salak fotoğraf çekmek için mi? Veya otobüste boy friend'imle mesajlaşırken müzik dinleyebilmek için mi? Muhabbetin ortasında hiç çekinmeden çıkarıp şov içerikli telefonla uğraşmak için mi?Neden?Bu alet ne zaman iletişim amacını kaybetti?


Çevremizdeki binalar estetik olduğu iddasıyla yapmacık kıvrımlar,düz renkler,tamamen cam üzerine dizayn ediliyor.Sadece bana mı ürkütücü görünüyor bu görüntü?Tahta ve taşla yapılmış eski binalara aşk var bende.En büyük hayalim şu eski konaklardan birini almak. Bornovada çok var.Yanlarından her geçtiğimde söylemeden duramıyorum "olm bu konağın sahibinin oğlunu alcam lan.körse de topalsa da valla alcam".Ürperiyorum her gördüğümde çok güzeller.


Konsere gitmişliğim nadir.Konserinde şarkılarına ağlayarak eşlik edecek kadar sevdiğim adamların çoğu bu dünyayı terk etti.Hoş, sırf çıkmış olmak için gittiğim Şebnem Ferah "Kadın" albümünden şarkılar söylemeye başlayınca,geç olduğunu iddia eden arkadaşlarıma "gitmicem" diye ağladığım da oldu o ayrı.


Yaklaşık iki senede bir tarz değiştiriyorum.Lisede 90lar modundaydım.Üniversitenin ilk iki senesinde "hatırla sevgili" dizisinin setinden çıkmış gibiydim.Sonraki sene spor giyindim.Bu sene başı tekrar 90lardaydım.Şu aralar tamamen siyah.Bot,deri ceket,siyah kot...Ama asla tiki olmadım olmam.Sözüm meclisten dışarı çok hoş görünmelerine rağmen,toplu halde durduklarında birbirlerinden ayırt etmek mümkün değil.


Kitaplar...Militan olmaya yakın vaziyette siyasetle ilgilenirken annem durumdan hoşnut değildi.Bana onun gençlik yıllarında okuduğu aşk romanlarını verdi.Ön yargımı eski oldukları düşüncesiyle kırdım ve okudum.Gerçekten güzeldi.İnsan analizleri ve tecrübe edilmiş bilgiler içermesiyle o kadar da boş olmadıklarını farkettim.


Siyah rengini sevmem bu yüzden.Asaletini her şekilde koruyor.


Bazıları da bana geri kafalı diyor.Hiç alakası yok.Düşünme şeklimde gayet açık bir insan olduğumu düşünüyorum.Sadece yeni yüzyılın sevilecek pek bir tarafı olmadığını söylüyorum. Neden güzelmiş gibi davranayım ki?Muhabbete dahil olmak için mi?Olmayıversin o da... Ben sevdiğim şeylerle mutlu oluyorum bana yeter.Güzellikleri görmemek için direnmiyorum...


  

22 Şubat 2012 Çarşamba

Beklentilerin çatışması

Çatışması halinde sizi üzecek,çakısmasıyla ise mutlu edecek olan...karşılıklı beklentilerimiz...
Dün akşam arkadaşımla çok keyifli bir sohbet sırasında bir farkındalık ve bir sorun daha elde ettim.Ben aramızdaki sorunu anlamlandıramadan öylece beklerken size onun, benim için yapmaya çalıştığı şeyi kendi gözümden kısaca anlatmak istiyorum.

Karşılıklı duruyoruz.Üst üste tuğlaları koymaya çalışıyorum duvarımı bitirmek için.Ben ona duvarın üzerinden bakıyorum önce.Yukarıdan bir tuğla uzatıyor.Boşluğun üzerine koyuyor. Tutmuyorum düşüyor ve parçalanıyor.Sonra toparlıyor tuğlayı,kendisi de yoruluyor.Tekrar uzatıyor bana...tekrar düşüp parçalanıyor.

Ben anlam veremiyorum.Boşluğu görmüyor mu diye şaşkınım hep.Tuğlayı boşluğun üzerinde benim tutmamı istiyor.Üzerine başka tuğlalar da gelecek.Mümkün değil diyorum.Ağlıyorum anlatamıyorum.O boşlukta durması gereken tuğlayı tarif ediyorum ona.Hatta onun için hazırladığımı verdiğimde o da tutmuyor benimki de düşüp kırılıyor oracıkta.Onun yanına geçip bakıyorum duvarına.Benim vermek istediğim parçanın yerine başka şeyler doldurmuş ve öylece devam etmiş örmeye. 

Şimdi kime benziyorsun farkındasın değil mi?Bir başkasıyla aramızdaki duvardan bahsediyorum.Boşluğu gören hala tuğlaların parçalanışını zevk alarak izleten insanlara... Dışardan bana yardım etmeye çalıştığını sanan insanlar da cabası...Neymiş bana verdiği tuğlaları ya hiç almıyormuşum ya da alıp kırıyormuşum.Bu yüzden çok üzülüyormuş.

Benim sana verebileceklerim sevgi ve güven.Benden bunları almadan aynı şeyleri bana vermeden bana kolumu ağrıtacak yükümlülükler verme.Benim sıram böyle arkadaşım extralar ne benim arkadaşlığımın temeli ne de özel ilişkilerimin.Somut şeylerle doymaktan vazgeç artık.Bunlar ikimiz için de zaman kaybı...

"Sende huzur buluyorum" dediğinde insanlar,korkuyorum artık.Çünkü yanımdakiler hep söylerdi onlara huzur verdiğimi,ama hiç biri de bende huzur bırakmadı.Şimdi ne yapacaksın?

20 Şubat 2012 Pazartesi

Zaman zaman,o zaman!

Ablam dişçide kıyamet koparırken benim sessizliğime iltifat ederdi annem "benim cesur kızım". Çok küçüktüm ama farkına varmıştım.Kendi dişimi kendim çekmenin acısını bildiğimden dişçi bana kurtarıcı olmuştu "sadece iki dakika sabredicem ve bundan kurutulacağımı bildiğim için sakinim"dedim anneme.

Bugün sakinliğim öyle bir boyuta ulaştı ki başka insanları çıldırtıyor.Ama bu hissi üzerimden atamıyorum.En kötü sorunda bile kendimden o kadar eminim ki,canım isterse iki gün daha dişimi sıkarım baktım kötü,olmayacak,hayatımdan çıkarırım diyor çok sevgili otonom düşüncelerim.Adeta zaman yutan bir canavar oldum.

Sabır da,sessizlik de,sakinlik de erdem olarak bilinir.En azından böyle bilerek, bunların üzerine kurdum anlayışımı.Sevmek ile yol arkadaşı olan şeyler bunlar tabi,ilk önce o vardı.

Beni ne cezbediyor biliyor musun?İnsanların yüz ifadesinde sevgiye dair bir şey görünce mest oluyorum.Benimle ilgili olmasın.Mesela en nefret ettiğim adamın bir tavşanı severken aldığı şekil beni mutlu ediyor.Ve daha sonra komplekslerinden kurtulamayışı yüzünden ağlıyorum onun için.Tekrar bunu görmek istiyorum.Sabretmem bu yüzden.

Ezilmişliğini gözüme soktuğun için susuyorum.Bunun üstesinden gelemediğin için huzurumu kaçırmana izin veriyorum.Nasıl da kıvrım kıvrım kıvranıyorsun öyle.En acıklısı senin hikayen. Sevgi arasan yanındayım bil ki.Ama sana sevmeyi öğretemem.Sessizliğim bu yüzden.

Keyfinizi kaçıran o minik şeylerin sebebi kısıtlı hayal gücünüz.Kendinizi öyle bir hapishaneye kapatmışsınız ki tatsızlıklarınızla sevişiyorsunuz durmadan.Kimse duymasın diye de küçülttüğünüz pencerenize bir de duvar çekiyorsunuz. 


O duvarı dışarıdan yıkamam,ben gittiğimde de içiniz çürümeye devam edecek ama... Bana çektirdiğiniz acı sizi bıraktığımda bitecek.Sakinliğim bu yüzden.

Bütün bu zaman içinde savaşamayacağım şeyle zaman kaybetmişim.Sevgisizlikle savaşamıyorsun.Onların somut şeyleri ağızlarını yüzlerini batırarak yediğini görünce işin boyutunu anladım.Olan bana olmuş.Huzurumu onların asla anlayamayacağı şeyler için feda etmişim.Güldük eğlendik.Kısası makbuldür ziyaretin...





 

17 Şubat 2012 Cuma

Bak boğmaya çalış şimdi beni,hadi lan hadi

Yanılıyor muyum 89-90-91 doğumlular dövüş sanatlarını sever.Zira çocukluğumuz karate kid'lerle üç küçük ninja'larla ay savaşçısı'yla geçti.Zeyna'nın yeri ayrıdır mesela benim için.Kadındır çünkü. Sert,akıllı bir hatundur.Ergenlik çağımda bile gördüğüm her kağıt parçasına kılıç çizmişliğim var.Dershaneden çıkar çıkmaz eve gidersem yüz bininci defa izlediğim bölümleri tekrar izleyebiliyordum.

Eve bilgisayar alındığında 10 yaşımdaydım.Oynadığım ilk oyun Heroes of Might and Magic 2 ydi.Kuzenim vermişti.Kendi satın aldığım ilk oyun da Tomb Raider 3.Anlayacağınız üzere Zeyna'dan Lara Croft'a geçiş yapmıştım.Sonuçta bu hatun yeni yüzyıla aitti.Zeyna'dan daha az imkansızdı yani.Ama onun yeri ayrıdır hala izlerim.

Bir gün ne göreyim.Tomb Raider filme çekilmiş,Lara Croft'ı da Angelina Jolie oynuyor.Ablamın teorisine göre oyun karakteri Angelina'ya kasten benzetilmişti.Aynı şeyi düşünüyorum. Benim özenme sevdam Angelina'ya doğru kaymaya başladı haliyle.Lise hayatım onun filmlerini izleyerek,yazın sıcağında bile şortun altına bot giyerek geçti.Bir dönem erkek saçı bile kestirdim,erkeklerle kanka modunda gezdim.

Üniversitenin ilk senesinde yıllardır içimde kalan dövüş kursuna gittim.Çok sevdiğim bir kız arkadaşımla öylesine denk geldik ilana."yakın savunma kursu açılacaktır" tabi bizi tavlayan söz bu değildi,ilanın alt tarafında "sokak dövüşü" yazıyordu.Hoplaya zıplaya ne yapacağımızı şaşırdık.O kurs süresince kendimi hiç bir zaman hissetmediğim kadar iyi hissettim.Belki daha sonrasında da etkili oldu.Ağırlık çalıştığımdan daha sağlam kas yapmıştım,sokakta yürüyüşüm bile değişmişti.

Geçenlerde aklıma geldi tekrar bir kursa başlamak.Ege üniversitesinde hiç dövüş sanatı klübü olmadığını görünce çok şaşırdım.Dışarıdan bulacağım artık.Arkadaşım "sayokan" dersleri alıyormuş.İnşallah İzmir'de de bulabilirim.Şimdilik planım bu.

Not: evet Cem Yılmaz'ın dalga geçtiği gibi ben de kurs çıkışında aynı muameleyi çekiyordum. "Boğazımı tut şimdi tut,tek elle değil,iki elle,hadi olm ya"...

İnsanları rahat bırakın!

İnsanlar kendilerini çok ucuz görüyorlar,üzülüyorum.Korkuyorum da.Birbirleriyle konuşup adeta güç yumağı oluşturuyorlar.Sonunda sana müdahale etmeye kalkıyorlar.Hele ki konu aşk meşk işleri olunca çıldırıyorum.Aşk iki insanın en çok yakınlaşma potansiyelinin bulunduğu mecradır.

Aşk konusunda başarılı değilim.Sevdiğim birine naz yapamıyorum,onu yerden yere vuramıyorum,düşüncelerimi ona empoze etmek istemiyorum,onu değiştirmek istemiyorum, ne o bir köpek ne de ben tasmasını tutan sahibiyim.Hangi yüzyılda yazşıyoruz tabi...Erkekler adam yerine konulmaktan sıkılıyorlar.Arkadaş olmak da ne demek!Sahibinin arkasından sürünüp salya akıtmak istiyorlar.Bunu aşk diye yutturan filmlere de,kitaplara da,popüler kültüre de aşk olsun,aşk!

Kolay elde edilmemek,canlar,sadece 3 ay sürecek bir ilişkiyi belki 2 ay daha uzatır.Bilmem belki de yıllar.Ayrıldığınızda da erkek hatırlar o ulaşamamak zevkini,sizi bir halt sanar.Hatıralarında "kız dediğin oydu be" diye saygı da duyar.Eee sonuç canlar?Kim ne alır böylesi bir ilişkiden?Ama çok güzel görünüyor değil mi?

Olası bir ilişkide elde etmek ve elinde tutmak terimlerini kullanıyorsanız eğer,zırvalamayı kesin.Karşılıksız birşeyler var ortada.Kendine güvensizlik var.Güvensizliği ulaşılmazlıkla ikame etmek var.Sana ulaştıklarında nihayet,hiç bir şey göremeyeceklerini bilmenin korkusu var.

Şuna şöyle yapacaksın,şu durumda bunu yapacaksın...Lazım olduğunda bu tavsiyecilere söyleyin de sizin yerinize sevdiğiniz adamı/kadını öpüversin oldu olacak.İnsanlara "sana ne" demesini bilmeli.Her insan ayrı bir dünya.Rahat bırakın onları birbirlerini içlerinden geldiği gibi keşfetsinler,arkadaşlıklarından güç alsınlar,huzur bulsunlar,gözlerinin içinde kaybolsunlar.Dünyanın nasıl döndüğünü,hayat tecrübelerini paylaşsınlar diz dize.

Tamamen reddetmiyorum.Paylaşılmalı bazı şeyler.Ama insanlara sevmek sanatını bir kenara atıp somut şeyler istemesini öğretmeyin.Sevgilinizde doğru olmadığını düşündüğünüz birşeyi düzeltmenin arayışı içinde olun,bunu tecrübeleri paylaşarak yaparsınız.Bunun yanında özel dediğiniz şeyi biraz özelde tutun.

Keyfini çıkarın yahu!Aşkın,sevmenin,sevilmenin keyfini çıkartın.Ön yargılarla,ezberlenmiş davranışlarla yürüttüğünüz sınırlı ilişkiyle yetinmeyin derim.Bu verilen tavsiyeler,önlemler aşk için falan değil.Vasat insanlar ve vasat hisleri içindir.Kendinize güvenin,sevginizin yansımasından bile mutlu olacağınız günleri hayal edin.Vasatla yetinmek niye?

Öyleyse neden uçmuyorsun?

Gökyüzü bomboş şimdi.İnsanlar uçardı eskiden.Ben de yeryüzüne haykırırdım "öyleyse neden uçmuyorsun?Kanatların yokmuş gibi davranmayı bırak!".Gün oldu unuttum düşmeye yakın, biri hatırlattı sözümü.Teşekkür ettim ben de "Etrafımdakiler inanmıyor,göremiyorlardı kanatlarını,onlara inanmaya başlamıştım ama biri daha görmüş" diyerek.Tekrar uçuyordum. Öyle yükselmiştim ki nefesim kesiliyordu.

Nasıl olduysa çok kısa sürede gözümü kırmızı toprakta açtım.Şaşkındım.Nasıl bir histi bu böyle,tatsız.Sonra hopla zıpla istediğin kadar beyaz ayakkabılarım kirlenmişti bir kere.Yavaş yavaş gökyüzü de kusursuz maviye döndü.Kimse yoktu yukarıda.Demek onlar da böyle görüyordu,şimdi yanımdakiler.Boynum tutulmuş gözlerim onları ararken.

Çok zaman geçti yukarıya bakmayalı.Arada sırada aklıma geliyor.Sonra kendi halime gülüyorum,daha da eğiyorum başımı önüme.Bitmedi.İçten içe bekliyorum beyaz bir tüy düşecek diye...İşte o zaman uçacağım tekrar.Öyle bir yükseleceğim ki onlar da inkar edemeyecek,kanatlanacaklar bir bir...

14 Şubat 2012 Salı

İnanılmaz kampanya!

Kişiye göre davranmayı meziyet olarak gören insanların sayısı küçümsenecek gibi değil. Tartışılması gereken bir konudur.Nabza göre şerbet vermek değil sorguladığım.


Varan 1; benim saygı anlayışım neden başka birine göre değişsin?Ki böyle şeyler otonomdur. Birine karşı davranışın veya söylenen sözün kalıbını özel durumlar dışında düşünmezsin. Karaktersizlik de bir anlayış biçimidir o zaman.


Varan 2; ciddiyet.Samimi davranmakla karıştırılmamalı ciddiyet.İnsan mizacına göre değişkendir.Bunun yanında kişiye bağlı ciddi duruyorsan dibinden ayrılmadığın arka taraflar mevcuttur.Hoş mudur?Değildir.


Varan 3; bugün bir yazı okudum.Oğlan eski kız arkadaşıyla nasıl başladıklarını anlatıyor.Daha bir defa görmüş kızı,bir vesileyle oğlandan numarasını almış o sırada.Aynı okuldalarmış içme sözü vermiş bir de!Aradan zaman geçiyor,kızdan bir mesaj "evde yalnızım korkuyorum bu gece bende kalır mısın?". 


Şimdi,kaç tane erkek böyle bir teklifi kabul etmez?Gayet açık bir teklif.Gururu olan biri "kusura bakma gelemem" der, biter olay.Sonuçta one night stand lik bir durum değil bu.Aynı okuldasın.Az veya çok, o kızı görünce rahatsız hissedeceksin.


İnsanın hayat felsefesi belli bir duruş getirmiyorsa orada bir sıkıntı vardır.Bunu meziyet görenler pek acınası gözümde.


Varan 4; mevlana aşığı olduğunu iddia eden insanlara tahammülle geçiyor hayat gailesi.

13 Şubat 2012 Pazartesi

emeğe saygı +18


sevdiklerimden uzaktayım.nefret dolmaya başladım.bugün sabahın köründe seçtiğimin izmirindeyim gene.seçtiğimin sokağı,seçtiğimin insanları diye söylenerek valizi çekiştirdim eve kadar.hiç bu kadar içimden gelerek küfretmemiştim.o kadar canım sıkkındı ki arnavut kaldırımda valizin tekerleğinin çıkardığı sesleri yükselttim her adımımda."uyumayın seçtiğimin sokağı"

8 Şubat 2012 Çarşamba

Hero'nun heybete gel

Şu aralar ne yapıyorum diye düşünüyorum da.çocukluğumdan kalma bir sims oynama hırsımı çıkarıyorum. Gereksiz bir oyun.Öyle işte tüm gün simleri seviştiriyorum,tuttuğum balıkları, ektiğim biçtiğim sebzeleri satıp para kazanıyorum sonra gene seviştiriyorum.Canım Heroes Might and Magic veya Oblivion oynamak istiyor ama annem iki de bir iş buyurduğu için sinirlenirim diye açmıyorum hiç.Sims saçmalığıyla takılıyorum ben de.Zaten laptop'da oyun mu oynanır...Gözünü sevdiğimin strateji oyunları ya.Yakınlarımda allahın bir kulu da yok ki söverek oynayalım. Milletin derdi o ne yaptı,şu kız ne kadar bitch,dağılın gidin ya...

6 Şubat 2012 Pazartesi

Gençliğim de böyle bitti benim

Bana vermek üzere elinde bir poşetle içeriye girdi.Poşeti uzattı "Zulanda ne var?" diye sordu. Neredeyse eş değer şeylerdi."Her zamanki yerde" dedim.Odamdaki kitaplığın en alt gözünde kimsenin göremeyeceği şekilde saklamıştım benimkileri.Takası yaptık.


Annem elimizdekileri görse,ablamı da beni de fena azarlardı,hatta günlerce zorunlu olmadıkça konuşmayabilir,kendimize verdiğimiz bu zarar yüzünden,bizi koruyamamış olmanın kırgınlığıyla oturur üzülürdü.


Her neyse...Mal takasından ikimiz de karlı çıkmıştık.Ben jelibonları aldım,ablam küçük albeni topları ve pizza bisküvinin kalanını.Anneme çaktırmadan tükettik.


Meyveliymiş jelibonlar.Muz şeklindekinin tadı önce kayısı sonra limon gibi oldu.Muzla falan hiç alakası yok.Dur ya.karanlıkta muz sanmışım mandalina dilimi yapmaya çalışmışlar meğersem. Benzememiş.

Hoşgeldim,hoşbuldum,pek direndim ama işte buradayım

Çok az kilo verdim ama tam oldum ha! Aynanın karşısına geçtiğimde çok şaşırıyorum kendime.Bu kadar mı değiştirir insanı fazlalıklar,hala inanamıyorum.Kıyafet alış-verişinden yüzüm asık dönmüyorum artık mesela.


Verdim gitti! 21 gram nedir ki ya? Üç aydır da koruyorum maşallahım var.Külfetmiş yahu! Giymeyi çok istediğim pantolonum tam oluyor üzerime!


Biraz ruhsuz hissediyorum bir süredir.Etrafımdakiler de olumlu bir şeyler olduğunun farkında.Bir ayrı bakıyorlar, etkilenmiş.Aramızda 21 gramın lafı mı olur yahu!


Sevda hanımcığım,siz yavaş yavaş verdiniz herhalde?Öylesi daha sağlıklı diyorlar...

5 Şubat 2012 Pazar

My Dear Friend Alain...

Karşımda oturan çocukla aynı ruh halindeyiz sanki.Ama o uyuşmak için bira içiyor,bense ayılmak için kahve.sigara ikimize de eşlik ediyor.Hem yalnız hem değil.Duygularıyla oturmuş kafayı çekiyor.Ben fransız dostum Alain'le konuşuyorum.Gece-sever dostum benim. Human being konusunda çokça konuşmuşuzdur onunla.Dil,din,ırk pek de fark etmiyor anlayacağınız. Ama yemek anlayışları cadılara özgü sanki biraz,kurbağa bacağı falan...seviyorum seni Alain.


Alain bir yazardır.Onun hayal gücüne,sonsuzluğuna güveniyorum,harika işler yapacak biliyorum.En karanlık günlerimde beni sakin tutan,korkumu alan dostum...Kedi sever arkadaşım.Bir gün buluşup beraber kırmızı şarap içeceğiz,konuşacağız seninle uzun uzun...


Senin için gelsin Alain...Pink Floyd..."Hey you"...Bisous...





4 Şubat 2012 Cumartesi

I'm never gonna dance again

Yaşadığı en derin duyguları,kelimelerle oynaştırmayı hiç istemiyormuş insan.Yüz kelime etsem birinde bile yoksun.Tarih bizi affetsin.amin.

Anlatımına güvenenler de olmuş...George Michael söylemiş... "Careless whisper" efendim...